Anadolu - Metropol Uçurumu ve Toplumsal Değerler

Anadolu - Metropol Uçurumu ve Toplumsal Değerler

Ülkemizde her konuda olduğu gibi sivil alanda da gözle görülür bir “faaliyetlerin metropollerde toplanmışlığı” var. Bu toplamışlığın büyük çoğunluğu tahmin edeceğiniz üzere İstanbul’da.

 

Eskiden metropoller ve Anadolu arasındaki uçurum çok dikkatimi çekmiyordu. Çünkü henüz ne istediğimi, ne yapacağımı bilmiyordum ve arayıştaydım. Bazı taşlar aklımda ve ruhumda oturmaya başladıkça bu uçurumu fark ettim. Yaşam amacımı ve buna giden yolu sorguladıkça metropoller eskisi kadar ilgimi çekmemeye başladı. Dedim ki kendi kendime: “Bu aradaki uçurum nasıl kapatılır, insanlara bunun önemi nasıl kavrattırılır?” Bunları sordukça kendime bazı cevaplara ulaştım. Bunları paylaşmak istiyorum.

 

Günümüzde her şey çok hızlı tüketilir oldu. Aslında bu hızlı tüketme noktasında çoğu kişinin aksine insanlara pek kızmıyorum, çünkü bunun nedenlerinden birisinin modernleşme ve batılılaşmayı yanlış anlamamızla beraber kendi özümüzdeki kültürden ve değerlerimizden uzaklaşmamış yattığını düşünüyorum. Bunlardan uzaklaştıkça düşünceler, yaşamlar, alışkanlıklar hep yüzeysel şeyler üzerine kuruluyor. İnsanlar bir boşluğa düşüyorlar, karakterler zayıflıyor ve bu boşluğu kapatmak içinde bir şeylere ihtiyaç duyuyorlar. İşte bu noktada dışarıdan süslü, havalı görünen; sosyal medyada popülaritelerini artıracak şeylere yönelme devreye giriyor: Metropol kültürü.

 

Bu kültürün içerisinde oradan oraya savrulurken ve kitle iletişim araçlarıyla (telefon, internet, televizyon vs.) algı bombardımanına tutulurken bu boşluk iyice artıyor. Çünkü Anadolu’nun gelişmesini istemeyenler buradaki inanılmaz potansiyelin; bu potansiyelinde kendi varlıklarına tehdit oluşturduğunun farkındalar ve bu yüzden bu metropol kültürüyle boşluğu körüklemeye çalışıyorlar.

 

Bir sosyal girişim olan Chapputz’un kurucusu Yasin Sert bir konuşmasında tam olarak şöyle demişti: “"Kendinize doğru sorular sorun ve bu soruların cevaplarını kendi kültürünüzde arayın." Tam da Yasin’in dediği gibi içimizde ki boşluğu kapatmanın en güzel yolu yine kendi kültürümüzde. Şimdi diyeceksiniz “Peki ne yapmamız lazım?” Yapacağınız en temel şey benim açımdan şu: Aklınızı ve egonuzu titreteni değil, kalbinizi titreteni bulmaya çalışın.

 

Genellikle Anadolu ve metropol uçurumuyla ilgili şu zamana kadar gördüğüm çoğu şey metropollerdeki imkanların çok olması üzerinden şekilleniyordu. İmkanlar çok evet, ama işte neden çok? Neden Anadolu’da çok değil de metropollerde çok? Bunun en temel nedeni olarak da yazının başlarında da dediğim modernleşmeyi yanlış algılamamızı ve sonucunda da giderek kendi kültürümüzden uzaklaşarak toplumsal değerlerimizin rayından çıkışını görüyorum. O değer yargıları değişince Anadolu eski önemini kaybediyor ve “modernleşme” dediğimiz faydalı ama yanlış anladığımız bir kavrama kurban gidiyor. Bizim acil olarak etik değerler ve toplumsal değerlere odaklanıp çıktığı rayına geri oturtmamız gerekiyor. Yani sorun, yalnızca metropollerde imkanların çokluğu değil, bu sorunu yaratan ana nedenler.

 

Ben Antalya’da yaşıyorum. Her ne kadar küçük yer olmasa da sivil alan burada gelişmiş değil, alana dair burada çok ilgi yok. O yüzden bu durumun sıkıntısını çok çektim. Ama geride bıraktığım 2,5 yıl içinde bu sorunların nasıl bir bir aşılabildiğini bizzat deneyimleyerek gördüm. Özellikle üniversite öğrencileri kendi üniversitelerinde bulunan STK örgütlenmelerini inceleyebilirler (özellikle Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın birçok üniversitede örgütlenmesi vardır). Burada aktif olup, ulusal mecralara erişmeleri daha rahat olabilir. Bunun dışında Habitat Derneği’nin eğitimleri ile geniş bir networke erişerek birçok imkana erişme, hatta bulundukları illere taşıma imkanları daha da artar.

 

Hiçbir zaman inandığınız şeylerden vazgeçmeyin, gerçekçi de olun. Ama vazgeçmeyin, yaptığınız işi yürekten yapınca gerçekten bir zaman sonra bir şeylerin yoluna girdiğini görüyorsunuz. Sizi gecenin bir yarısı kalkıp düşündüren, bir şeyler hazırlamaya itecek, mantığınızdan çok kalbinize dokunacak o “yaşam amacınızı”, hayalinizi bulmaya çalışın. Hayat sizin, onu başkalarının ellerine teslim etmeyin. Yaşanacak “bir tane” hayatınız var.

 

Osman Can Gül

 

GDN Blog Konuk Yazarı

 

 

https://www.linkedin.com/in/osmancangul

 

 

 

 

Diğer Resmi Belge Yazıları


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

TÜSİAD "Ne Okusam? Ne Olsam?" Projesi - Ekmel Özbay (Akadamisyen)

Next Generation: Gençlerin Sesini Dinlemek - 3

Cumhuriyet Üniversitesi Tanıtım Filmi

B Corp nedir ?

Unilever Genel Müdür Yardımcısı Kamuran Uçar

Duygu Kayaman: "Yolculuk"

Dicle Üniversitesi Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi (KADAM)

Pınar Eczacıbaşı: Profesyonel hayatta sosyal sorumluluk